28 Ağustos 2012 Salı

SAMANLI DAĞLARI / Kızkulesi Kanyonu

Samanlı Dağları, Marmara Bölgesi'ndeki en görkemli doğayı içinde saklayan bölge diyebilirim. Şöyle ki, bizim gibi Doğu Karadeniz'in pek şaşaalı doğasına alışkın olanlar kolaylıkla her yeri sevemezler. Ama bu bölgeyi sevmek için çokça neden sayabilirim. İstanbul'a bir buçuk saat uzaklıktaki bu bölge, çok zengin bitki örtüsüne sahiptir. Çay hariç Karadeniz'de yetişen her şey yetişir. Bölge insanı Karadeniz ağızıyla konuşur, halkın neredeyse tamamı Laz'dır. Yani diyeceğim odur ki, yakınlarımızda küçük bir Karadeniz Bölgesi ve içinde de saklı kalmış cennetler var..

Bu cennetlerden biri Kızkulesi ya da halk arasındaki adıyla Serindere Kanyonu. Marmara Bölgesi'nin saklı cenneti diye geçer bir çok yerde adı. İçine girince söylenenlerden çok daha fazlası olduğunu söylemek mümkün.

Biz üç kardeş (Öznur & Selçuk& Çona) bir sabah Aytepe'de uyanıp, Kanyona gitmeye karar verdik. Sırt çantamı peynir, köy ekmeği, annemin yetiştirdiği domateslerle ve meyvelerle doldurdum.  Ayağıma eski yürüyüş ayakkabılarımı giydim (fakat taşların kaygan olduğunu belirtmeliyim) kafama kaskımı taktım. Selçuk kaskını evde unuttuğu için şapkayla idare etti, neyseki hiçbirimizin kafasına taş düşmedi :)  Tepecik köyü üzerinden Serindere köyüne vardık. Ormanda güzel bir yürüyüşün ardından kanyona girdik.


Serindere, Samanlı Dağları'ndan besleniyor, bu yüzden de mevsim ne olursa olsun suyu buzdan soğuk. İçerisinde kırmızı benekli alabalıklar yaşıyor. Aralıklarla turkuaz rengi göletleri var. Vadi, yaklaşık bir insan boyu genişliğine kadar daralıyor, hal böyleyken yürüyüş çoğunlukla suyun içinden oluyor. Kayaları seyrederken bir vadide mi yoksa bir mağarada mı olduğunu farkedemiyorsun. Ruhunu doyurmak isteyene kesinlikle ömründe en az bir kez kanyona girmesini, Kızkulesi Kanyonu'na özellikle girmesini şiddetle ve coşkuyla öneririm :)


Doğanın kusursuzluğuna, sistemin bizim farkındalığımızı umusamadan tıkır tıkır işlemesine hayranlık duyarak kanyon yürüyüşümüze başladık. Bastığımız her taşa bizden izler  bıraktık. Kayaların ihtişamını baş dönmesiyle seyrettik. Gezegenin güzelliği karşısında küçücük birer nokta olduk. Geçişi tamamladığımızda bize koynunu açtığı için doğaya teşekkür ettik :)

Gördüğümüz her yeri fotoğraflayamadık ama şaşkınlıkla doğayı izledik. Bir adet polarize filtre ve bir adet koruyucu filtreyi suya düşürdük.

Çıktığımızda paramparça olan ayakkabılarımı doğruca çöp konteynerine attım. Sağlam trekking botlarını ziyan etmek istemiyorsan benim gibi yapıp gözden çıkardığın bir şeyler giy, ama yürürken çok dikkatli olmakta fayda var.

Selçuk, Kızkulesi Kanyonu'nu avucunun içi gibi bildiğinden ve yanımızda her türlü tehlikeyi önceden sezebilen köpeğimiz Çona olduğundan parkuru sorunsuz tamamladık.

Çona, hayatında ilk kez kanyona girmesine rağmen inanılmaz bir performans gösterdiği için, kanyon geçişi sonrası kendisine  "canyoning çonçon" unvanını verdik :)

Son olarak tereyağında kızarmış alabalıklarla kendimizi ödüllendirdik, bu kısmı en çok Çona sevdi :)

Kanyonu Görmek istersen; İzmit, Yuvacık, Tepecik yolunu takip ederek Serindere'ye ulaşabilirsin.
















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder